Komisyon & Kâr

Düşük Fiyatlı Üründe Sabit Kalem Yükü: 99 TL'lik Ürünün Sessiz Zararı

Ürün başı sabit bedel ve kargo, düşük birim fiyatta oransal olarak devleşir. 99 TL'lik bir ürün, tüm kalemler düşülünce elinizde sıfır bırakabilir.

BABaran ArslanTekciro Kurucusu12 Haziran 20268 dk okuma
Düşük Fiyatlı Üründe Sabit Kalem Yükü: 99 TL'lik Ürünün Sessiz Zararı

TL;DR: Pazaryeri maliyetlerinin bir kısmı orana, bir kısmı ise sabit tutara dayanır. Komisyon satış fiyatıyla birlikte büyür ama ürün başı sabit bedel ve kargo, ürün ne kadar ucuzsa o kadar büyük bir yük hâline gelir. 99 TL'lik bir ürünü ele alalım: kargo yaklaşık 77 TL, komisyon yaklaşık 19,8 TL, pazarlama bedeli yaklaşık 1,19 TL olduğunda, ürünün maliyetini ve KDV'yi saymadan bile elinizde neredeyse sıfır kalır. Sabit kalemler düşük birim fiyatta oransal olarak devleştiği için, ucuz ürün satmak hacim getirir ama kâr getirmeyebilir. Çözüm, her ürün için minimum kârlı fiyat eşiğini hesaplamaktır.

Oransal maliyet ile sabit maliyet farkı

Pazaryeri kesintilerini iki gruba ayırmak, düşük fiyatlı ürün sorununu anlamanın anahtarıdır. Birinci grup oransal maliyetlerdir: komisyon gibi, satış fiyatının bir yüzdesi olarak hesaplanan kalemler. Bunlar ürün pahalandıkça büyür, ucuzladıkça küçülür; yani fiyatla orantılı kalırlar.

İkinci grup ise sabit maliyetlerdir: ürün başına ya da sipariş başına, satış fiyatından bağımsız olarak alınan tutarlar. Sabit sipariş bedeli ve büyük ölçüde kargo bu gruba girer. Bu kalemler 99 liralık üründe de 999 liralık üründe de aşağı yukarı aynıdır. İşte tehlike burada doğar: aynı sabit tutar, ucuz üründe satış fiyatının çok büyük bir yüzdesine denk gelirken, pahalı üründe küçük bir yüzde olarak kalır.

Sabit kalemler düşük fiyatta neden devleşir?

Bir örnekle netleştirelim. Diyelim ki sabit kargo bedeli 77 lira. Bu tutar 999 liralık bir üründe satış fiyatının yaklaşık %7,7'sine denk gelir; yönetilebilir bir orandır. Aynı 77 lira, 99 liralık bir üründe satış fiyatının yaklaşık %78'ine ulaşır. Tek bir kalem, ürün ucuzladığı için yönetilebilir bir maliyetten yıkıcı bir maliyete dönüşür.

Bu oransal patlama, sabit kalemin tutarı hiç değişmese bile yaşanır; değişen tek şey paydadaki satış fiyatıdır. Yani siz hiçbir maliyeti artırmadan, yalnızca daha ucuz bir ürün sattığınız için kesinti oranınız yükselir. Bu, düşük fiyatlı ürünün temel matematiksel açmazıdır. Siz fiyatı düşürerek daha çok satmayı umarsınız ama fiyatı düşürdükçe sabit kalemlerin oransal ağırlığı artar ve marjınız fiyattan daha hızlı erir. Bir noktada, sattıkça zarar eden bir ürünle hacim büyütüyor olursunuz. Bu konu, fiyatı dibe çekmeden rekabet etme stratejisiyle doğrudan bağlantılıdır; bu açıyı buy box yarışında fiyatı dibe indirmeden kazanma yazısında ele aldık.

Türkiye pazaryerlerinde sabit kalemler

Somut rakamlara bakalım. Türk pazaryerlerinde ürün ve sipariş bazlı sabit kalemler tipik olarak şöyle işler. Trendyol tarafında ürün başına yaklaşık 2,99 TL sabit bir bedel ve sipariş başına bir platform hizmet bedeli uygulanır; bu hizmet bedeli yaklaşık bir tutardır ve KDV hariç hesaplanır. N11 tarafında ise yaklaşık %1,20 oranında bir pazarlama bedeli devreye girer. Bunlar komisyondan ayrı, çoğu satıcının marj hesabında unuttuğu kalemlerdir.

Tek tek bakıldığında bu rakamlar küçüktür: birkaç lira, yüzde bir. Ama düşük fiyatlı üründe bu küçük kalemler, satış fiyatının anlamlı bir yüzdesine dönüşür ve komisyon ile kargonun üstüne biner. Önemli olan, bu sabit kalemleri «önemsiz» diye atlamamak, marj hesabına dahil etmektir.

Gerçek vaka: 99 TL'lik üründe elinizde kalan sıfır

Şimdi bütün kalemleri 99 liralık tek bir ürün üzerinde birleştirelim. Bildirilen gerçek bir döküme göre, 99 TL fiyatlı bir üründe kargo yaklaşık 77 TL, komisyon yaklaşık 19,8 TL ve pazarlama bedeli yaklaşık 1,19 TL olarak gerçekleşir. Bu üç kalemi toplayın: yaklaşık 98 TL. Yani 99 liralık satıştan, daha ürünün kendi maliyetini ve KDV'yi hesaba katmadan bile, satıcının elinde yalnızca yaklaşık sıfır lira kalır.

Bu, abartılı bir uç senaryo değil; düşük fiyatlı ürünlerde son derece tipik bir tablodur. Üstüne bir de ürünün tedarik maliyetini, paketleme malzemesini ve olası iade riskini eklediğinizde, ürün açık biçimde zarara geçer. Satıcı ise panelde yüksek satış adedi gördüğü için işin büyüdüğünü sanır; gerçekte ise her sattığı adette cebinden para çıkmaktadır. Bu, ciroya bakıp nakit zannetmenin klasik bir örneğidir.

Bu tablonun en tehlikeli yanı, zararın yavaş ve sessiz olmasıdır. Tek bir satışta birkaç liralık eksi, fark edilmez; ama yüzlerce adede yayıldığında ay sonunda ciddi bir açığa dönüşür. Üstelik satıcı bu açığı çoğu zaman yanlış teşhis eder: «galiba genel giderler yüksek» ya da «bu ay kötü geçti» der, oysa sorun belirli düşük fiyatlı ürünlerin yapısal olarak zarar etmesidir. Açığın kaynağını ürün bazında görmeden, doğru ürünü düzeltmek yerine yanlış yerlerde tasarruf aramaya başlar. Bu yüzden düşük fiyatlı üründe sorun bir maliyet kalemi değil, bir görünürlük eksikliğidir; hangi ürünün eksiye geçtiğini bilmeyen satıcı, onu durduramaz.

Minimum kârlı fiyat eşiği nasıl hesaplanır?

Çözüm, her ürün için «bu fiyatın altında satarsam zarar ederim» sınırını, yani minimum kârlı fiyat eşiğini bilmektir. Bu eşiği hesaplamak için şu adımları izleyin:

  • Tüm sabit kalemleri toplayın: Ürün başı sabit bedel, sipariş hizmet bedeli ve kargo gibi fiyattan bağımsız maliyetleri tek tutarda birleştirin.
  • Oransal kalemleri belirleyin: Komisyon ve pazarlama bedeli gibi yüzde bazlı kesintilerin toplam oranını çıkarın.
  • Ürün maliyetini ve hedef kârı ekleyin: Tedarik maliyeti, paketleme ve istediğiniz minimum kâr payını hesaba katın.
  • Eşiği geriye doğru çözün: Bu kalemlerin tamamını karşılayacak en düşük satış fiyatını bulun. Bu, ürünü satabileceğiniz mutlak alt sınırdır.
  • İade riskini ekleyin: Yüksek iadeli ürünlerde eşiği iade maliyetini de karşılayacak şekilde yukarı çekin.

Bu eşik, fiyatı düşürme baskısı altında size pusula görevi görür. Rakip fiyatı eşiğinizin altına çektiğinde, ona uymak değil, o üründe rekabet etmemek doğru karar olabilir.

Düşük fiyatlı ürünü yine de satmak

Bütün bunlar, düşük fiyatlı ürünü hiç satmamak anlamına gelmez. Bazı düşük fiyatlı ürünler müşteri çekmek, sepet ortalamasını yükseltmek ya da tamamlayıcı satış yapmak için stratejik olarak tutulabilir. Önemli olan, bu kararı bilerek vermektir: hangi ürünün bilinçli bir müşteri kazanma yatırımı, hangisinin fark edilmeden zarar eden bir kalem olduğunu ayırt etmek.

Yüzlerce ürün ve çok sayıda sabit kalem söz konusu olduğunda her ürünün eşiğini elle hesaplamak zordur. Çok kanallı stok ve kâr araçları (örneğin Tekciro gibi çözümler) sabit ve oransal kalemleri ürün bazında toplayıp minimum kârlı fiyatı hesaplar; böylece hangi ürünü hangi fiyatın altında satmamanız gerektiğini açıkça görürsünüz.

Sabit yükü hafifletmenin yolları

Düşük fiyatlı ürünü kârlı satmanın iki yolu vardır: ya satış fiyatını eşiğin üzerine çekersiniz ya da sabit yükü azaltırsınız. Birincisi her zaman mümkün olmadığına göre, ikincisi üzerinde düşünmeye değer. Sabit kalemlerin en büyüğü genellikle kargo olduğu için, çoğu iyileştirme orada saklıdır:

  • Sepet birleştirme: Sabit sipariş bedeli ve kargo sipariş başına alındığı için, müşteriyi tek siparişte birden fazla ürün almaya yönlendirmek sabit yükü adetlere böler. Çapraz satış ve set ürünler bu mantıkla çalışır.
  • Desi optimizasyonu: Kargo bedeli büyük ölçüde hacim ve ağırlığa bağlıdır; ambalajı küçültmek ve doğru kutu seçmek kargo kalemini doğrudan düşürür.
  • Ortalama sepet tutarını yükseltmek: Düşük fiyatlı ürünü tek başına değil, daha yüksek fiyatlı ürünlerin tamamlayıcısı olarak konumlandırmak, sabit yükün oransal ağırlığını sepet genelinde eritir.
  • Minimum sepet eşiği: Belirli bir tutarın altındaki siparişlerde kârın eridiğini bilerek, ücretsiz kargo gibi avantajları yalnızca o eşiğin üzerinde sunmak sabit yükü dengeler.
  • Düşük fiyatlı ürünü stratejik kullanmak: Tek başına zarar eden ucuz ürünü, müşteri çekmek ve tekrar satış kapısı açmak için bilinçli bir giriş ürünü olarak tutmak; ama bunu fark etmeden değil, kararla yapmak.

Hacim mi, kâr mı?

Düşük fiyatlı ürün tartışmasının özünde, satıcının en sık karıştırdığı iki kavram yatar: hacim ve kâr. Yüksek satış adedi tatmin edicidir; panelde büyüyen rakamlar işin yolunda gittiği hissini verir. Ama adet, kârın göstergesi değildir. Sabit kalemlerin devleştiği düşük fiyatlı bir üründe, ne kadar çok satarsanız o kadar çok zarar ediyor olabilirsiniz; yani hacim büyüdükçe açık büyür.

Bu yüzden büyüme hedefini ciroya ya da satış adedine değil, katkı payına bağlamak gerekir. Bir ürünün her satıştan işletmenize pozitif katkı yapıp yapmadığını bilmeden adet artışını başarı sanmak, en hızlı batış yollarından biridir. «Çok satıyorum ama para kazanamıyorum» şikâyetinin altında neredeyse her zaman bu karışıklık vardır: ölçülen şey hacim, ölçülmesi gereken şey katkı payıdır.

Sonuç

Düşük fiyatlı ürünün cazibesi, daha çok satılacağı umududur; tuzağı ise sabit kalemlerin düşük birim fiyatta oransal olarak devleşmesidir. 99 liralık bir üründe kargo, komisyon ve pazarlama bedeli üst üste bindiğinde elinizde sıfır kalabilir ve siz yüksek satış adedine bakıp büyüdüğünüzü sanabilirsiniz. Gerçek koruma, her ürün için minimum kârlı fiyat eşiğini hesaplamak ve fiyat düşürme baskısı altında bu eşiğin altına inmemektir. Ucuz ürün satmak bir strateji olabilir; ama yalnızca eşiğini bilerek satarsanız strateji, bilmeden satarsanız sessiz bir zarardır.

#sabit bedel#düşük fiyat#kâr eşiği#kargo#minimum fiyat
BA

Yazar

Baran Arslan

Tekciro Kurucusu

Pazaryeri satıcıları için stok, sipariş, komisyon-kâr ve e-Fatura süreçlerini tek panelden yöneten Tekciro'yu geliştiriyor. Trendyol, Hepsiburada, N11 ve Amazon entegrasyonları üzerine çalışıyor.

Pazaryeri operasyonunu Tekciro'ya bırak

Trendyol, Hepsiburada, N11 siparişleri, stok, komisyon-kâr ve e-Fatura tek panelde. Yapay zeka müşteri sorularına senin yerine cevap versin.

Tekciro'yu keşfet
Tüm yazılar